24 Temmuz 2016 Pazar

Dönüşümsel Hikayeler: Bakış1

Sen hiç hamamböceği oldun mu?. Ben oldum. Kafka'yı bilmezdim o zamanlar, 'dönüşüm' ü de. Bir sabah giyindim ve hamamböceği oldum.Küçüktüm. Kelebek hissederdim oysa.Özgürdüm.Ormanlar ve kralları bana sökmezdi...Ama bir kabuğa tıkıştırıldım.Kalın, sert ve siyahtı.Baktıkça tiksindiler, tiksindikçe yüzlerini çevirdiler.Çevirmeyenler de oldu, ekşimiş bir suratla bakmaya devam edenler. Anlatmaya çalıştım; 'ben kelebeğim aslında tıpkı sizler gibi' dedim.Koca bir kahkaha patlattılar.'Sizz!' dediler, 'Siz kelebeksiniz ha! '. -Başka hamamböcekleri de vardı-Yaşadığımız ağaç kavuğundan nefret ettiler; aldığımız havadan, içtiğimiz sudan...Hatta bazıları ezmek istedi ayaklarının altına alıp.Yanlarına giderken, kanatlarımızı çıkarmamızı istediler.Canımız yandı, etlerimiz kanadı.

Başka diyarlara gittim ben de. Burası çok farklı bir ormandı. Beni kelebek olarak karşıladılar. İnanamadım.'Nasıl yani!' dedim. 'Ben gerçekten kelebek miyim sizin gözünüzde?'. O zamana kadar yalnızca asıl diyarımızda kelebek olabileceğimizi sanırdım. 'Evet' dediler haykırarak, 'Sen çok renkli bir kelebeksin, ne de güzel süzülüyorsun.'Şaşkınlıkla karışık bir mutluluk yaşadım. 
Uzun zaman geçmedi; güveler çıktı yoluma. Kelebeğe benziyorlardı. Ama renksiz ve tektiptiler.Herkese kelebek olduklarını söylüyorlardı, daha özgürce uçmak için çalıştıklarını. Kendileri de inanıyordu bu yalana belli ki. Oysa ki zararlıydılar, parazit olarak yaşamadan hayatta kalamazlardı.Aralarına aldıkları kelebekleri de güvelere dönüştürürlerdi.Çünkü güveler ormana hakim olmalıydı.Tüm ormanlara hakim olmak isteyen bir üst neslin oyuncuları olduklarını bilmiyorlardı.Hemen uzaklaştım ve anlatmaya çalıştım.'Onlar kelebek değiller.' dedim.Birçokları dinlemedi.
O diyarda bir kelebekle karşılaştım.Kocaman kanatları, capcanlı renkleri vardı.'O kocaman kanatlara ben bile sığarım.' dedim.'Bu uzun ve yalnız yolculuğumda arada dinlenirim.' Hayran kaldım.Eski diyarımdan kalma bir alışkanlıkla, 'Beni kelebek olarak görüyor mudur acaba ?' diye düşündüm.Sonra anladım ki baktığım gibi görüyor, dilediğim gibi bakıyormuş.Dünyalar benim oldu.Kanatlarım ışık hızıyla çarptı, renklerim daha bir canlandı.Artık tek başıma kanat çırpmayacaktım.Kısacık ömrümde bir diyarlık yol arkadaşım vardı.Hayattaki en güzel, en renkli kelebeklerdik yolumuzda.Çok az zaman sonra gerdiği kanatlar kısaldı sanki, geri çekildi.Kanat çırpışlarımız senkronundan kaydı, takibi kaçırır olduk.Ben hala renklerine hayrandım ama geride kalmıştım.Bu mesafeden beni göremiyordu.Göremeyince en güzel kelebek olamıyordum haliyle.Renklerim soluyordu.Yetişecektim, canlanabilmek için; kanat çırpamıyordum yalnızca.Sonra bir gün uyandım ve hayran olduğum koca kanatlı kelebek gitti.Farklı senkrona yenik düştük dedi.Bir kaç rengimi söküpte aldı yanına.
Eski diyarıma döndüm,çaresiz.Soluk kanatlarımı çırpmaya mecalim olmadı bir müddet öylece durdum kavuğumda.Neden sonra çıktım, 'Hayat devam etmeli' dedim. 'Renksizliğini kendine sakla'. Bu arada kelebek olmuştum bu diyarda da. Meğerse kozamızı, kabuk sanmışlar.Farklı kolonidenler diye anlayamamışlar.Belki öyleydi, belki de gün yüzüne çıkıp özgürce kanat çırptığımızdandı.Umursamadım.Unuttum öncesini, kanat açtım.Hala farklı kolonilerdendik, ama ortak kanat çırptığımız çok yer vardı. Aynı rüzgara kapılıp süzüldüğümüz zamanlar bile oluyordu.Farklı bir türe dönüşüyordum burada.Dışarıdan bakınca anlaşılmazdı, kanat çırpışlarımı duymaları lazımdı.Aslında gerçek şuydu: Hiç bir koloni tek bir cinsten oluşmuyordu.Görünüşleri aynı olabilirdi, rotaları da.Fakat renk tonları ve hareket edişleri farklıydı.Kolonileri çakıştıran tonlar ve hareketlerdi bunlar. Buna sebep olansa hepsinin aynı familyadan gelmesiydi. Yoluma bu gözle baktım bundan sonra.Rotamı diğer kolonilerle paylaşana kadar onlarda böyle baktılar bana.Rotamın seyri koza etkisi yarattı akıllarında. Önce kolonimi kozaladılar beni ayrı tutarak. Koza yabancılaşıp kabuk oldu.'Bu böceklerden ayrıl' dediler bana da , koloninin bir parçası olduğumu unutup.Bir kez daha dönüştüm ben de. Bu kez kendi zihnimde.İki rotanın arasında kozalı bir kelebektim.Türümün tek örneği, diyarımın yegane varlığı. 

8 Mart 2015 Pazar

Koridor Saati

Bir koridordayız hepimiz. Uzun bir koridor; hani şu başı ve sonu gözükmeyenlerden. Ortalarında bir yerinde olduğumuzu varsayıyoruz bir şekilde. Ne mi yapıyoruz burada?.. Kimimiz ayağa kalkmış volta atıyor , kimimiz yanındakiyle muhabbet ediyor. Kimimiz serzenişte!. Kimimizse kitap okuyor. Bir kısmımız da müzik dinliyor. Pencerelerden süzülen ışıkla aydınlanıyoruz.. Çok ta umurumuzda olmuyor gerçi. Volta atanımız huzursuz, muhabbet edenlerimiz vaktin nasıl geçtiğinden ve mekandan bağımsız, serzenişte olansa mutsuz. Kitap okuyan kurgusunda kaybolmuş kitabının ya da hayat bulmuş ve vakti unutmuş. müzik dinleyense o anki türüne göre coşkulu ya da kederli...'Kendimiz'i anlattım size 'kendim'den bahsetmeden. Eğer soracak olursanız söyleyeyim.. Söyleyeyim ki beni  'hepimiz' in içinde aramayın!. Evet; kimi zaman volta attığım olmuştur, ya da muhabbete dalıp zamanı unuttuğum. Serzenişte de bulunmuşumdur bir müddet, kitaba kaptırıp kahramanlarında hayat bulduğum da olmuştur elbet, vaktime eşlik etsin diye dinlediğim müzikle oyalandığım da. Şimdi neredesin peki diye sorduğunuzu duyar gibiyim...Duvarın dibinde tekli bir bank var diğer banklardan uzakta, pencerelerden birinin tam karşısında. İşte ben oracıkta oturuyorum. Ve bekliyorum, saatin tam 12'yi vurmasını bekliyorum.

4 Nisan 2014 Cuma

Ertelenen Hatıra

Günler olur, anlar olur ki ertlenenler çarpar gözüne.Kimi zaman odanın bir köşesinde duran enstrümanda, kimi zamansa kitaplığın en görünmez köşesindeki romanda.Vaktinde ne heyecanlarla ne heveslerle yerleştirildiler unutuldukları köşelerine...Bakmayın öyle görünmez gibi durduklarına.Gücenmişliktir onlarınkisi.Öyle ki dargınlıklarından susup kendi kabuklarına çekilmişlerdir.Ta ki bir gün gelipte sessiz yakarışlarını hissettirene dek.Tıpkı benim ertelenen kitabımın yaptığı gibi!.Tam 4 yıl, 1460 gün ve 16 mevsim sonra unuttuğum köşesinden gözüme öyle bir çarptı ki, yılların dargınlığını hissettim o saniyede.18 yaşımda ve en büyük hayallarimden birine kavuşmuş olmanın heyecanıyla hatta sarhoşluğuyla dolaştığım bir günde alıpta daha sonra nasıl terkettiğimi vurdu yüzüme.Elime aldığımda  dargınlığı biraz dağılmıştı gerçi; bana belli etmek istemese de sevinç bile duymuştu.Belki de sevincinin etksiyle beni tekrar o günlere götürdü.O ülkeye, o şehire, o caddeye...Aynı heyecanı hissettim bir an akşamüsü esen ılık rüzgarın nefesinde.Mutlu olduğumu hatırladım sonra, içimi bir huzur kapladı.Tek başıma o dükkana girerken, keşfederken, araştırıken ve öğrenirken  tanımadığım o dünyayı; mutluydum.Çıkmak üzereyken de alıvermiştim  romanımı kim bilir belki daha da mutlu olurdum sayesinde.Bu duyguların eşliğinde geçen 2 ay sonunda bavulumun bir köşesinde getirip yine kitaplığımın bir köşesine terketmiştim onu.Hayallerim, umutlarım ve heveslerimle beraber.Daha sonra ilgilenecektim öyle kandırmıştım kendimi.Şimdi kaybetmem gereken bir benliğim ,peşinde koşmam gereken boş ve boşuna hevesler vardı, hiç uğruna girdiğim mücadeleler.Kazanmış gibi görünüpte kaybettiğim savaşlar.Ertlediğimin kenara ittiğimin benim hayatım olduğunu farketmediğim bir kayboluş..Ertelenenlerin en vefalısı bunları da hatırlatmak istemişti onu elime aldığımda.Ertelemeye yetecek kadar uzun bir ömrümüzün olmadığını fısıldadı kulağıma.Minnet duydum o an vefakar dostuma.Hatırlattığı günkü merakımla ve heyecanımla çevirdim ilk sayfasını ve umutlandım.Yeni hayaller kurdum başka şehirlerde başka dostlar edinebilmek adına.


                                                              Cahilland’in bir cahilinden sevgilerle....
                                                                                                                       F.P.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Alıntı-Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş-

"Prensip olarak güzel insanlarla çirkin insanları ayırt etmiyor, bu tutumun temelinde belki de kendi görünümü yatıyor, şöyle ki, kendini bir kurukafadan ibaret gördüğü için, bir ihtimalle yüzlerimizi yalnızca kafataslarımızı örten göstermelik bir örtü gibi algılıyor ve esas alttaki kemik dokuya önem veriyor.Hatta işin esasına, gerçeğin ta kendisine inersek, ölümün hepimizi aynı derece çirkin bulduğu sonucuna ulaşırız, ister güzellik kraliçesi, ister erkek güzeli seçilmiş olalım durum değişmez."

28 Temmuz 2013 Pazar

Güneşi Küstüren Gezegen


   Akşam saatleriydi. Güneş boynunu büküpte arkasında kızılca kıyamet bir meydan bırakmıştı.Bir gezegene küsmüşlük vardı o kızılca kıyamette. Koskoca güneş bir gezegene küsmüş, küçücük gezegenin haberi olmamıştı. Farkında değildi, güneş öyle bir küsmüştü ki sessiz sedasızca, boyun bükerek... Boynunu öyle bir bükmüştü ki gök kubbe dayanamayıp utancından kıpkırmızı kesilmişti. Gökyüzü anlamıştı, fakat gezegen öyle miydi... Çünkü bilirdi gökyüzü, şahitti. Güneş en çok o gezegeni severdi...Öyle bir  severdi ki, o gezegende yaşayanlar O’nun ışınlarından en üst seviyede yararlanabilsinler diye diğer gezegenleri hatta asıl hizmet ettiği koskoca galaksiyi bile ihmal ederdi. Öyle severdi ki  her gün adeta ışıldayarak doğardı her bir köşesine. Hiç aksatmadan zamanı geldiğinde ısıtırdı sularını, ısıtırdı yeryüzünü, tüm mahlukatlarını. Ve gökyüzü de izlerdi bu sevgiyi takdirle, imrenerek. Ama o gün , o gün gezegen hiçe saymıştı güneşi ,sevgisini. Doğmasın güneş bundan böyle demişti.‘Bana zarar veriyorsun, her gün zararlı ışınların yüzünden üzerimde yaşayan canlılar zarar görüyor, bundan sonra başka kaynaklar arayacağım.’ deyivermişti..Oysa hem güneş hem de gökyüzü biliyordu ki o zararın sebebi güneş değildi. Gezegenin bahsettiği canlılardan İNSAN dı bunu yapan. Gezegenin kaynaklarını  hunharca kullanmış , ürettiği makinalarla gezegene zarar verip eritmişti tabakalarını. Bu yüzdendi o güneşin sözde zararı. Aslında gezegene alınırdı güneş bu sebeple , niye insanlarına izin veriyordu ki , güneşi zararlı kılmalarına neden izin veriyordu.Ya da niye insanları bu kadar çok seviyordu ona zarar vermelerine rağmen. Koskoca bir düzeni aciz insanlar için niye bozuvermişti. En önemlisi güneşin sevgisi ne olacaktı...Bir hiç uğruna mı sevmişti o gezegeni, bir çırpıda yok sayılabilsin diye mi. Kırılmışlığından sustu ve son defa battı o gezegenin üzerinden. Hiçbirşey söylemedi fakat, gökyüzü biliyordu. Güneş bir daha asla o gezegenin üzerinde doğmayacaktı. Sonuçta o güneşti ,elbet başka bir gezegende doğacak , belki de değer görecek hatta çok sevilecekti oralarda. Severdi de;  hatta bu sefer hatasını anlayarak galaksiyi sevecekti .Ancak gezegeni , gökyüzünün gezegeni karanlığa bürünecekti.Gökyüzü neye üzüleceğini bilememişti. Böyle güneşe, sevgiye ayıp etmiş bir gezgegenin üzerinde olduğuna mı; yoksa ebedi bir karanlığa büründüğüne mi...Kırmızının yerini siyah almıştı o sıralarda..Ve sonra da ağlamaya başladı gökyüzü. Herşeye ağladı ;hüngür hüngür ağladı. O da son kez ağlıyordu.Bu yüzden kana kana ,arada içini çekip şimşekler çakarak ağladı. Akşam gece oldu...Sonsuz mudur bilinmez ancak uzun süreli bir gece.

6 Kasım 2012 Salı

Sonbahar Kuşatması

Hani olur ya bazen; dört bir yanından kuşatılmış gibi.Ne tarafa dönersen dön göremezsin bir ferahlık, aydınlık, kaçış yolu...Tutunmaya çalıştığın her dal seni daha da sağa sola iteler.Tam ayağa kalktım, doğruldum dersin, bir esinti başlar bir yerlerde...Sonra bir bakarsın fırtına olur ve seni vurur; yağmur yağar, gök gürler, şimşekler çakar.Bir tebessüme sığınırsın; senden çokça esirgenir..Bir bakışta ısınırsın ama gözler kapanır. Bir kalpte barınabileceğini düşünürsün; sen yetişemeden kapılar kapanır.Yüzüne çarpan bu son kapıdan sonra ne fırtınanın hükmü kalır ne de sonbaharın...Sonbahar da nereden mi çıktı? O hep oradaydı, dört bir yanında.

7 Mart 2012 Çarşamba

Gölge Oyunu

Kimseyi gözünde büyütmeyeceksin...Ya da gözlerini kısmayacaksın uzakları görebileyim diye.Uzaklar yakın olabilir bir kaç adım ilerlediğinde büyükler de küçülür bir kaç adım gerilersen eğer.Ama ya gözünde büyüttüklerin?...Mum ışığında duvara yansıyan gölgen gibi; korkup, ürkersin onlardan.İhtişamlı görünürler hatta ulaşılamaz.Yakalayamazsın ki bir türlü.Alıp avucunun içine hissedemezsin.Koklayamazsın...Ama yaklaştıkça mum ışığına küçülür, basitleşir, "sen"leşir.Çok tanıdıktır  az önce kortuğun, çokta ulaşılabilir. Aniden gözlerini kısmaya ihtiyaç duymaz hatta dört açarsın.Çünkü küçülmüştür gözünde gölgen, gerçekte olduğu boyuta....Sonra birden ışıklar gelir , mum söner ve gölge kaybolur...Bir daha ışıklar sönünceye kadar...