31 Ekim 2011 Pazartesi
Kalbine Kadar Kuşku'ya Batmak
Kuşku öyle pis bir virüstür ki; bir kere aklınıza düştü mü sarar bütün fikirlerinizi!Yayılır , yayılır ta ki kalbinize ulaşana kadar...İşte kalbinize kadar kuşkuya batmışsanız vay halinize! Artık her hamlenizde kuşku hakimdir...Önce size yabancı olan şeylerden kuşkulanırsınız.Sonra bu size doğal gelir , sonuçta bilmediğiniz , tanımadığınız şeylerden duyulan kuşku gayet doğaldır...Ama bir bakmışsınız ki bildiğiniz , tanıdıklarınız da eskisi gibi değil, ters giden bir şeyler var.Onlarda "kuşkulu" artık... En son olarak da kendinizde anlamlandıramadığınız değişiklikler hissedersiniz:Bu da "kendinizden kuşkulanma" evresidir.Kuşkuda bundan ötesi yoktur! Bir diğer deyişle; kendinizden şüphelendiğinizde umutsuz vakaasınız...Ama çoğu virüsün tedavisi olduğu gibi "kuşku"nun da bir tedavisi var:"Güven"....Hemen kendinize en yakın hissettiğiniz bir kişiye kayıtsız şartsız güvenin! Öyle saf bir güven duygusu aşılayın ki o kişiye; sizin güveninizi sarsmamak için elinden gelen çabayı sarfetsin.Hatta o da size kayıtsız şartsız güvensin.Böylece ölümcül kuşkudan kurtulmuş olursunuz.İkinizde...
26 Ekim 2011 Çarşamba
İki Başlı Fikir Yaratığı
Az önce belki de hayatımda ilk defa kendi kendimle fikir ayrılığına düştüm...Fikirlerim çatıştı, çelişti, birbirlerine katlanamadılar.Hani çizgi filmlerde olur ya; sağ omuzunda melek, sol omuzunda şeytan.Aklını çelip fikrini kazanmaya çalışırlar.İşte aynen öyleydi ama bir farkla!.Hangi fikir sağdan hangi fikir soldan belli değildi.Aynı merkezde tam kafamın üstündeydi melek ile şeytan... Sanki iki başlı canavar gibilerdi...Hatta bu "iki başlı fikir yaratığ"ı çöreklendi tam başımın üstüne; başladı kavgaya...Bir baş dediki; her koyun kendi bacağından asılır.Diğeri de cevapladı:Ya o koyunu ayağından sen tutupta astıysan?...Tekrar çıkıştı ilk baş:Olur mu öyle şey ; insan kötüyse bu içten gelir...Cevapladı hemen diğer baş: Ya farkında olmaksızın kötülükle yoğrulmuşsa o insan sizin tarafınızdan? İlk baş buna da bir karşılık verdi...Diğer baş ta başka bir cevap...Çok uzun bir süre değildi bu tartışma ama bir ömür sürebilirdi...sürmeli de!
19 Ekim 2011 Çarşamba
Uyumsuzluğun Uyumu
Hani bugünlerde moda da yeni trend "uymsuzluğun uyumu" imiş ya...Hah işte tam da bunu istiyorum hayatımda."Uyumlu"dan kastedilen "denklik" sanki benim kanunlarıma/ doğama aykırıymış gibi...Öyle bir uyumsuzluk istiyorum ki; evrendeki tüm uyumları altüst etsin , yıksın geçsin, hatta uyum algısını değiştirsin...Bir nevi tabuları yıksın.Uyumsuzluk gelsin ve öyle bir gelsin ki karşı konulmaz olsun, onun ahenginde kaybolunsun , akışına set kurulamasın...En önemlisi de beni benden alsın ama öyle uyumlu davransın ki kimse uyumsuzluk olduğunu bile anlayamasın....Tüm iç dünyamı uyumsuzlaştırırken ; dışardan bakıldığında saf bir uyum görülsün...Uyumsuzluğumu aramaktayım işte bugünlerde yada uyumumu uyumsuzlukta gizli kalan...
17 Ağustos 2011 Çarşamba
16 Ağustos 2011 Salı
Alice Munro-Kaçak kitabından bir alıntı
Grace hissettiği şeyin bütünüyle kıskançlık olmadığını,öfke olduğunu açıklayamadı ya da tam olarak anlayamadı.Öyle alışveriş yapamamasıyla veya öyle giyinememesiyle bir ilgisi yoktu.Kızların böyle olması beklendiği içindi.Erkekler, -insanlar, herkes- öyle olmaları gerektiğini düşünüyordu.Güzel, zengin, şımarık, bencil ve kuşbeyinli.Aşık olunacak bir kız böyle olmalıydı.Sonra da anne olup kendini köle gibi bebeklerine adayacaktı.Artık bencil değil, fakat eskisi gibi kuşbeyinli olarak.Sonsuza dek...
11 Ağustos 2011 Perşembe
KEŞMEKEŞ
Olduğun kişiyi reddedip; olman gereken kişi mi olmalısın? Yoksa olduğunu sandığın kişi aslında senin dünyevi heveslerin yani nefsin midir ? Ya olman gereken kişi sana dayatılmış bir gerçeklikse, ya sen farkında olmadan kendini hür zannettiğin halde yönlendirilip şekillendirildiysen ? Ya da o şekillendirme olmadığını varsaydığında da nefsinin kölesiysen? Ya gerçek diye bildiğin şeyler yalansa, ya da gerçeklğini ve samimiyetini yitirmeye başladıysa ? Eğer doğruysa bu gerçeklikle yaşayan insanlar neden tamamen iyi insanlar değil? Ya da iyi insan kavramının tam karşılığı yok mu bu dünyada?Olman gereken kişi olmadığın zamanlarda sen kötü bi insan mısın? Yoksa kötü insan aslında hep içinde bir yerlerde mi ? Bir insan kendini sonsuza kadar engelleyip , kendiyle savaşabilir mi ? Yoksa kendini serbest mi bırakmalı ? Bu kadar çok kafa karışıklığı sağlıklı mı, yoksa...
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain
bir müzik bir film ve renkler bu kadar uyumlu bu kadar naif ve bu kadar bütün olabilir...
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Hayallerinin Peşinden Atlamak
Hayallerinin peşinden koşmak!.Hayallerine sarılmak...Günümüzün "trend" cümlelerinden bu ikisi.Peki ya "hayallerinin peşinden atlamak"?...Bir çok insanın farkında olmadan yaptığı gibi!Hayallerinin peşinde koştuğunu, hayatlarını değerli kılıp anlamlandırıdıklarını zanneden ama o kurdukları hayallerin ölçüsüzlüğü içinde kaybolan insanlar tanıyorum ben.Kurdukları "hayal"ler "ideal"lere dönüşüyor ve hayatlarını onları gerçekleştirmeye adayıp bir çok şeyi ezip geçiyorlar bu uğurda.Bu koşu sırasında yolda ezip çiğnedikleri dostları hatta aileleri oluyor.Evet belki istediklerine sahip oluyorlar ama bir gün geliyor ve farkediyorlar ki, bir şeyleri ıskalamışlar hayatta.Ulaştıkları hayalleri onları yalnızlaştırmış,uzaklaştırmış gerçeklikten.İşte bu tip insanlara hayallerinin peşinden atlayanlar diyorum ben.Halbuki hayal ;gerçek olmadığı için hayaldir.Ulaşıldığı, elde edildiği takdirde ; hayal olmaktan çıkar ve bu insanda doyumsuzluk duygusu uyandırır.Çünkü insan elde ettikçe , yenisini ister, acizliğini unutur.Bu yücelik hissi sayesinde hiç bir şey ilginç ve ulaşıması zor gözükmez. Sonuncunda da mutsuzluk getirir.Bu yüzden hep ulaşılmaz hayaller kurarım ve onlara ulaşmaya çalışırken şartları zorlamam.İçten içe de bilirim aslında ulaşamayacağımı.Belki ulaşamıyorum ama çabalarken çok farklı kareler , çok farklı tatlar, mutluluklar yakalıyorum hayattan.Kimseyi çiğnemeden, olduğum kişiyi reddetmeden...
Yürüyüş
Sokakta yürüyordu.Etrafına bakmıyordu bile.Sadece yüryordu.Bir yere yetişecekmiş gibi hızlı ve sert adımlarla ilerliyordu.O kadar sert basıyordu ki yere ayağının altındaki asfalt dağılacak gibiydi.O kadar kayıtsızdı ki çevresine karşı ; bakıyordu ama görmüyordu.Görmek istemiyordu belkide hiç kimseyi ve hiç bir şeyi...İlerliyor , ilerliyordu...İlerledikçe kayıtsızlığı da artıyordu.Tek başınaydı o koskoca sokakta.Nerde olduğunun bile farkında değildi ; hangi sokaktaydı ya da hangi ülkenin hangi şehrinde...Biraz daha ilerledi ve yalnzılığı içinde de yalnızlaşmaya başladı.Artık emin değildi yürüdüğünden bile...İlerliyordu ama katettiği bir mesafe yoktu, ulaşacağı bir son da... Sadece ilerliyor, ilerliyordu...
Hatasız Kul
Bugünlerde etrafımda; dünyaya tekrar gelsem şunu şöyle yapmazdım, bir daha oraya gitmezdim, asla bunu söylemezdim v.b cümleleri çok duyar oldum.Merak ediyorum da hatasız bir hayatları, pişmanlık duymadıları bir ömürleri olsa ne kazanacaklar ki hayat mücadelesinden?Pişmanlıklar ve hatalar insanı alçaltmaz , aksine olgunlaştırır, yüceltir.İnsan hayat boyu öğrenme kapasitesine sahip bir varlıktır.Hatalar da öğrenmenin deneme yanılma yöntemidir.Çocuklarını eğitirken bazı ebeveynler ; "aman bırak canı yansın da bir daha yapmasın" derler komşu teyzelere.Bu çok takdir ettiğim bir yöntemdir.Evet canın yanacak, onurun kırılacak, hatta kendine bile acıyacak konuma geleceksin zaman zaman.Ama sonunda tecrübeyle sabitlediğin bu "hata"yı asla unutmayacak ve tekrarlamayacaksın.Ha eğer tekrarlıyorsan( ki böyleleri de mevcut) acıya müptelasın demektir.Sen dünyaya tekrar gelsen , yine aynı hatayı yaparsın .Ama yok "ben dersimi aldım, bir daha o sobaya asla elimi sürmeyeceğim" diyorsan, sen iyi aile terbiyesi almışsın :).Diyeceğim odur ki, dünyaya tekrar gelmek isteyenler ; buna hiç gerek yok.Zaten her hatanızın sonunda akıllandıysanız, bir nevi dünyaya tekrar gelmiş sayılırsınız.Benden söylemesi....
Güneşi Batıran Deniz Feneri
Bir deniz feneri gördüm bugün...Aklıma seni getirdi.Yalnız, mağrur ve yaşlıydı.Hatta belki de tedavülden kalkmak üzereydi, yüz çevrilmişti...Arkasında batan güneşle öyle hüzünlü bir görüntüsü vardı ki...Sanki " Güneşleri bile batırıyorum, ben nasıl gemileri aydınlatıpta yol göstereyim?" der gibiydi...Yılmıştı, bunalmıştı, vazgeçmişti, yaşlanmıştı o gencecik yaşına rağmen.TIPKI SENİN GİBİ!.
Bir deniz feneri gördüm bugün...Aklıma seni getirdi.Yalnız, mağrur ve yaşlıydı.Hatta belki de tedavülden kalkmak üzereydi, yüz çevrilmişti...Arkasında batan güneşle öyle hüzünlü bir görüntüsü vardı ki...Sanki " Güneşleri bile batırıyorum, ben nasıl gemileri aydınlatıpta yol göstereyim?" der gibiydi...Yılmıştı, bunalmıştı, vazgeçmişti, yaşlanmıştı o gencecik yaşına rağmen.TIPKI SENİN GİBİ!.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)