Akşam saatleriydi. Güneş boynunu büküpte arkasında kızılca kıyamet bir meydan bırakmıştı.Bir gezegene küsmüşlük vardı o kızılca kıyamette. Koskoca güneş bir gezegene küsmüş, küçücük gezegenin haberi olmamıştı. Farkında değildi, güneş öyle bir küsmüştü ki sessiz sedasızca, boyun bükerek... Boynunu öyle bir bükmüştü ki gök kubbe dayanamayıp utancından kıpkırmızı kesilmişti. Gökyüzü anlamıştı, fakat gezegen öyle miydi... Çünkü bilirdi gökyüzü, şahitti. Güneş en çok o gezegeni severdi...Öyle bir severdi ki, o gezegende yaşayanlar O’nun ışınlarından en üst seviyede yararlanabilsinler diye diğer gezegenleri hatta asıl hizmet ettiği koskoca galaksiyi bile ihmal ederdi. Öyle severdi ki her gün adeta ışıldayarak doğardı her bir köşesine. Hiç aksatmadan zamanı geldiğinde ısıtırdı sularını, ısıtırdı yeryüzünü, tüm mahlukatlarını. Ve gökyüzü de izlerdi bu sevgiyi takdirle, imrenerek. Ama o gün , o gün gezegen hiçe saymıştı güneşi ,sevgisini. Doğmasın güneş bundan böyle demişti.‘Bana zarar veriyorsun, her gün zararlı ışınların yüzünden üzerimde yaşayan canlılar zarar görüyor, bundan sonra başka kaynaklar arayacağım.’ deyivermişti..Oysa hem güneş hem de gökyüzü biliyordu ki o zararın sebebi güneş değildi. Gezegenin bahsettiği canlılardan İNSAN dı bunu yapan. Gezegenin kaynaklarını hunharca kullanmış , ürettiği makinalarla gezegene zarar verip eritmişti tabakalarını. Bu yüzdendi o güneşin sözde zararı. Aslında gezegene alınırdı güneş bu sebeple , niye insanlarına izin veriyordu ki , güneşi zararlı kılmalarına neden izin veriyordu.Ya da niye insanları bu kadar çok seviyordu ona zarar vermelerine rağmen. Koskoca bir düzeni aciz insanlar için niye bozuvermişti. En önemlisi güneşin sevgisi ne olacaktı...Bir hiç uğruna mı sevmişti o gezegeni, bir çırpıda yok sayılabilsin diye mi. Kırılmışlığından sustu ve son defa battı o gezegenin üzerinden. Hiçbirşey söylemedi fakat, gökyüzü biliyordu. Güneş bir daha asla o gezegenin üzerinde doğmayacaktı. Sonuçta o güneşti ,elbet başka bir gezegende doğacak , belki de değer görecek hatta çok sevilecekti oralarda. Severdi de; hatta bu sefer hatasını anlayarak galaksiyi sevecekti .Ancak gezegeni , gökyüzünün gezegeni karanlığa bürünecekti.Gökyüzü neye üzüleceğini bilememişti. Böyle güneşe, sevgiye ayıp etmiş bir gezgegenin üzerinde olduğuna mı; yoksa ebedi bir karanlığa büründüğüne mi...Kırmızının yerini siyah almıştı o sıralarda..Ve sonra da ağlamaya başladı gökyüzü. Herşeye ağladı ;hüngür hüngür ağladı. O da son kez ağlıyordu.Bu yüzden kana kana ,arada içini çekip şimşekler çakarak ağladı. Akşam gece oldu...Sonsuz mudur bilinmez ancak uzun süreli bir gece.